15 Mart 2009 Pazar

U2 - 3D

"Did I disappoint you?
Or leave a bad taste in your mouth?
You act like you never had love
And you want me to go without
Well it's
Too late
Tonight
To drag the past out into the light
We're one, but we're not the same
We get to carry each other
carry each other
One "

Muhteşem! Tek kelimeyle muhteşem bir deneyimdi.Aman tanrım dedim,bir kaç sene içinde bütün dünya aynı anda bir konseri izleyeceğiz,yaşadığımız farklı farklı kentlerdenhatta ülkelerden .Konser boyunca öyle zor tuttum ki kendimi ellerimi uzatıp Bono'ya dokunmamak için. Gitarlarının sapından kaç kez kaçtığımı söylemeyeyim bile.(gitarın sapı denir di mi, daha karizmatik bir ismi var mıydı yoksa)

konserin evdeki hikayesi:

Biletleri geçen hafta sonu görmüştüm satışta,bunu asla kaçırmamalıydık,sevgilim tam bir U2 aşığı, bir dolu hayal kurdum ikimiz için,seviyorum ben onu mutlu etmeyi.."Bütün hafta U2 dinleyelim mi aşkım sadece" , " Cumartesi akşamı sinemaya gitmeden önce bir yerlere gidip canlı müzik dinleyelim,konserden önce alt gruplarımızı kendimiz seçelim" gibi kendisine sunduğum çeşitli mezelerden sonra..... perşembe akşamı başlayan migren her zamanki gibi dünyayla bağlantımı kesti ve ben cumartesi öğlen hala azıcık hızlı hareket etsem beynim sarsılır haldeydim..Akşam evden çıkarken canım sevgilim emin misin gidebilecek misin diye sorunca kendimi pek bir sıkıcı buldum, "sevgili " migrenimi görmezlikten gelmeye karar verdim.İyi ki de vermişim!
konser esnasında:

Neler mi dinledik?İlk aklıma gelenler tabii ki en sevdiklerim One ve With or Without You,sonra Sunday Bloody Sunday ,Miss Sarajevo , Beautiful Day Love and Peace or Else ,Vertigo...ve ve ve şu an ismini anımsayamadığım bir dolu güzel şarkı daha..Aslında dinlemek sözcüğü tam karşılamıyor izleme de yeterli değil.Yaşamak gibi! (Ama maalesef sessiz sessiz)İşte size aklımda kalan "an" lar:

Bono'nun bir hareketiyle aynı anda ellerini çırpan ve her biri gözümde aniden birer masum kelebeğe dönüşen bir stadyum dolusu insan...
Gözlerimin taaa içine bakan gözler..
One başladığında arkadaki ekranda her dilde beliren "one,ein,uno..." ifadeleri.Siyah beyaz.Sade ve çarpıcı...
Bono'nun alnının kenarından boynuna doğru doğalca süzülüveren ter...

Tek tek ayırt edebildiğim her ses, tanımadığım bilmediğim insan gözleri,bakışları..

konserin hemen sonrasında sayıklananlar:

Sinema salonunda mı yapılır hiç bu,olmaz böyle,bunu nasıl düşünemezler,açık havada olmalıydı bu,birileri akıl etse de yazın tekrar açık havada ve ayakta bir etkinlik olsa . İnsanların daha rahat olacağı bir ortam yapsınlar,oturdum kaldım,içim içime sığmazken,olmaz di mi aşkım,haklıyım di mi aşkım,böyle olmamalıydı di mi aşkım..... Canım sen neden öyle bıkkın bakıyorsun bana? Ve sevgiliye tanınan bir kaç dakika mola:) (boğulacak aksi halde)
mola esnasında aklımdan geçenler:
Şimdi yani bu adam sen küçücük boyunla (o devesal sahne ve ortamda aslında ne kadar da küçük kaldığını vurgulamak adına küçücük diyorum,kimsenin boyuyla derdim yok yoksa) çık oraya yüzbinlerce insanın ortasına,nasıl hisseder tanrım insan kendini orda?Yüzbinlerce insandan sevgi akarken oluk oluk..Doymak gibi mi acaba..Napıyordur acaba bu insanlar , yani eninde sonunda uykuları geliyordur pijamalarını giyip yatıyordur di mi onlar da..Bunu hiç unutmayacağız dediler,hangi anı unutmayacaklar acaba,bu konserden ne kalmıştır akıllarında..Her insan biraz tanıdık geliyordur kesin bunlara,süper bir şey bu..Ben de sahnede olmalıydım.Evet evet kesinlikle. Yok ben bu işi bir kaç sene içinde bırakayım. Gideyim tiyatro okuyayım ben iyice geç kalmadan. Ben sahnede olmalıyım evet,bu şey çıkmalı içimden..

mola bitimi:

-Canım sence ben üniversite sınavına gireyim mi bu sene tekrar,tiyatro okuyayım , olmaz mı sence..
-Olur canım,olur..Ama mimarlık oku,bana mimar lazım.
-İç mimarlık okuyayım o zaman,
-O olmaz,mimar lazım bana.Aman , ben mi okusam başkasıyla uğraşmaktansa..
-Haydaaa. E canım o zaman ben tiyatro okuyayım yine..
-Yok sen mimarlık oku,biter gider 4 senede.
-Üff..Ben ne diyorum sen ned iyorsun.Hep böyle yapıyorsun zaten sen.

konserden çok sonra hissedilenler:

Müzik!Ne kadar kutsal bir şey tanrım bu!Orda gördüğüm onlarca yüz,onlarca farklı ırk.. Nasıl da birleşiyor..Ne zaman müzik dinlesem aynı notaları benimle aynı anda dinleyen insanları hayal ediyorum.Gözlerimizden süzülen yaşları belki aynı anda, yüzümüze yayılan o istemsiz tebessümü..
Murathan Mungan'ın bir kitabında uzaydan gelen ve teknolojisi bizden kat kat ileride olan kişilere ne gösteririz diyordu kahraman. Yaptığımız gökdelenleri mi ?--gülsünler diye-- ,interneti?Bilimle teknolojiyle yaptığımız her şeyi kim bilir kaç zaman önce yapmış bir gruba ne gösterebiliriz?İnsan eserlerini tabii ki. Sanatı. Bir tablo gösterebiliriz,işte bundan sizde yok,olması mümkün değil,kullanılan boya değil bunu güzel yapan. Bir müzik, mucizevi biçimde ard arda gelmiş bir kaç nota..(Murathan Mungan okusa bu satırları, o güzelim cümlelerini katlettiğim için dava açar kesin bana. Vallahi kötü bir amacım yok,aklımda böyle kalmış işte,üşenmez bulur yazarım orjinal halini ,herkes mutlu olur:)









7 Mart 2009 Cumartesi

Alaçatı ve Rüzgar

Sadece bir ay önce çektim bu fotoğrafı.. Her zamanki gibi rüzgarlı bir Alaçatı gününde. Canımın bana "ne istersen onu yapalım bugün, nereye istersen oraya gidelim " dediği günlerden biri.Bıkmadan usanmadan benimle birlikte savrulduğu günlerden biri..Aklımda ; o en sevdiğim rüzgar ve yüzlerce "an " kaldı.Bir anı yaşarken müzik de oluyor kulaklarımda hep ama, yazsan yazılacak bir şey değil ki , hani unutmayayım desem.
Bazen öyle güzel ki hayat, dönüp bakınca benim hayatım mı bu diyorum.Ben mi yaşadım o anları. Fotoğraflara bakıyorum bir daha bir daha benim bu evet. Böyle görünüyorum. Kendimi bir filmin sahnesinde, ağır çekim hissederken ben, rüzgar bence deli gibi savururken bedenimi bir geçmişe bir geleceğe , dışarıdan sadece böyle sakin böyle durgun -ve belki biraz da hüzünlü sanki-görünüyorum. Gülümseyen bir kadın fotoğraflara..Bir çift aşık sadece.. Alaçatı ne kadar alışıktır buna. Canım istemez benim fotoğraflarıma benzer fotoğraflar görmek, benimdir sanki o an, o yer.. Oysa köşedeki kahvede oturan bir kaç kişi için hep tanıdıktır o tatlı sevinç,çekilen fotoğraflar benzerdir hep.Bir kenti ilk kez yaşayanların sohbetleri aşağı yukarı aynıdır. Ama olsun.. Ben hep benim kılarım o anı. Bizim kılarım. Bir fotoğraf karesinde ne görür insan,o yeri mi sadece..Kırmızı andıç kuşu -ki hiç görmedim,var mı gerçekten bilmem- neleri anımsatmıştır bana da bu fotoğrafı böylesine sevmişimdir.

merhaba!

Ne zamandır aklımda,benim de bir bloğum olsun,kendi kendime konuşmaya bir resmiyet kazandırayım da adım deliye çıkmasın diyorum en azından.Zihnimden geçenleri yazıya hangi hız, hangi içerik ve açıklıkla dökebilirim henüz bilmiyorum ama alışırım sanırım..
Bu blok ne hakkında henüz bilmiyorum.Zaten tam da bu sebepten blog fikrimi bir tülü hayata geçiremedim aylardır. Ne hakkında yazsam, adını ne koysam, hemen bütün eşe dosta duyursam da azıcık hava mı atsam,yok sabredip ünlü bir blog mu olsam.. Ne yapsam ne yapsam.. Kitaplar bu durumların bu yaşta sergilenmesini pek "normal" bulmuyor. Neyse ki ben göreliliğe sığınıp boşveriyorum tüm bunları.
Bir ben eksiktim, ben de geldim:)Herkese merhaba!